Keşifler
İzciteam Keşifler
İZCİ MUĞLA KEŞİF 2

İzci Team Muğla’da…İzci Muğla Kesif 2

 

İzci Team olarak 2013 yılının yaz aylarında Çanakkale’den başlattığımız macera dolu keşif gezilerimizin adresi Kasım ayının son günlerinde Muğla ve Güney Ege bölgesiydi. Muğla, iç kısımları pek bilinmeyen ancak sahil kesimindeki dünyaca ünlü turistik merkezleriyle yurt içi ve yurt dışından her yıl milyonlarca ziyaretçi çeken bir ilimiz. Bizim İzci çekimleri için Muğla ve bölgesine yaptığımız bu ikinci ziyaretimiz. İlk Keşif Muğla gezimizi ve çekimlerimizi Mayıs 2010’da yapmıştık. 4 yıl önce kıştan yaza geçerken bölgeyi gezdik, şimdi ise yazdan kışa girerken bölgeyi gezip çekimlerimizi yapma fırsatı bulduk.

 

Keşif Muğla 2 gezimiz ve çekimlerimizi 5 gün olarak planlamıştık. İstanbul’dan İzci Team ve program çekim ekibiyle birlikte 25 Kasım Pazartesi günü yola çıktık. Abdulkadir Usta, Neco Pektaş ve Mevlüt Usta ile birlikte biz çekim ekibinden oluşan 4 araçlık konvoyumuz Aydın’a kadar sorunsuz yol alırken, İzmir-Aydın otobanının Bodrum kavşağı yakınlarında ekipten Neco arkadaşımızın aracında meydana gelen arıza nedeniyle aracı çekiciyle tamiri için Aydın’a gönderdik ve yola 3 araçla devam ettik. Planlanan zamandan 3-4 saatlik bir gecikmeyle buluşma noktamız Bodrum’a 26 Kasım Salı gününün ilk saatlerinde ulaştık.

 

Keşif Muğla2 gezimizin ilk günü için konakladığımız Bodrum’dan sabah erken saatlerde yola çıktık. Bodrum-M,las karayolu üzerinde kahvaltı yapacağımız noktada ilk gün çekimlerinde bizlerle birlikte olacak olan Bodrumlu offroad sever 3 arkadaşımızla bir araya geldik. Feridun Sezgin abimizin öncülük ettiği ekip 2 endro motor ve 1 atv araçtan oluşuyordu. 3 jeep, 2 endro motor ve 1 atv den oluşan offroad ekibimizle ilk gün parkuruna başladık. Bodrum-Milas havaalanı bölgesinden başlayan keşif gezimiz oldukça bol çamurlu ve oldukça keyifli geçti.

 

Bodrum-Milas karayolu üzerinde ekip olarak son hazırlıklarımızı yaptıktan sonra Kemikler Köyü yakınlarından araziye vurduk kendimizi. Orman yollarından ilerleyerek havaalanı yakınında dere geçişi yaptıktan sonra Ekinanbarı köyü yakınlarında toprak havuzlarda balık üretimi yapılan bölgeden geçtik. Ekipte birkaç araçta meydana gelen ufak tefek arızaları hemen yolumuz üzerine yakın olan Milas sanayisinde hallettikten donra Savran ve İçme köylerinden geçerek Ovakışlacık köyü yakınlarında çamurlu bölgeye ulaştık. Çamurda offroad keyfini yaşadıktan sonra Karakuyu ve Köşkköy üzerinden Dibekdere köyüne ulaştık.

 

Aslında ilk gün çekimleri için planladığımız parkurun daha yarısını tamamlamamıştık. Kış günlerinde dış mekanda gün ışığından faydalanarak program çekmenin handikabını yaşadık. Çabucak akşam olmuştu ve hava kararmak üzereydi. Parkuru kısa keserek Dibekdere Köyünde ilk gün çekimlerimizi tamamladık. Dibekdere Köyü aslında çok ilginç bir köy. Bir roman köyü olan Dibekdere köyünde 7’den 77’ye herkes mutlaka bir enstrüman çalıyor. Köyde herkesçe çalınan en meşhur enstrüman ise Ege Bölgesine has “Kaba Zurna”.

 

Zurna, nefesli Türk halk çalgıları içinde en tiz ve en gür sesli olanıdır. Kökeni Ortaasya’ya kadar dayanan bu gür sesli enstrümanımız yurdun her yöresinde açık hava çalgısı olarak davul ile birlikte yaygın bir şekilde kullanılıyor. Dibekdere Köyüne gelmişken bu enstrümanı ustalarından dinlemeden geçmek olmazdı. Bizde öyle yaptık mola verdiğimiz Çalgıcılar kahvesinde zurna ustalarıyla zurna üzerine kısa bir sohbet yaptık. Ardından da Veysel Girgin ustadan zurna performansını ekipce hep birlikte dinledik.

 

 

Havanında kararmasıyla birlikte ilk gün çekimlerimiz Dibekdere Köyünde bitmiş oldu. Ekibizle birlikte Milas yakınlarında bir benzin istasyonunda araçları temizlemek için mola verdik. İlk gün çekimlerinde bizi eşlik ve rehberlik eden Bodrumlu offroad severler Feridun abi ve arkadaşlarıyla vedalaştık. Araçların temizliğinin ardından konaklama için Muğla merkeze doğru yola çıktık. Muğla’dan dostumuz Cenk Emginoğlu’nun ev sahipliğinde Mahiroğlu Restorantta akşam yemeğini yedikten sonra otelimize geçtik.

 

Keşif Muğla 2 gezimizin ikinci gününde yoğun ve uzun bir parkur planlanmıştı. Aslında gece Fethiye’de konaklayıp daha erken parkuru başlamak istiyorduk. Ancak gece yoğun sis nedeniyle Milas-Fethiye arasındaki yaklaşım 200 km lik yolu yapmayı göze alamadık ve Muğla’da konaklamıştık. Dolayısıyla Muğla’dan erken saatte kalkıp yola çıkmamız gerekiyordu. 27 Kasım Çarşamba sabahı Muğla merkezde “Muğla Kebabı” içtikten sonra 3 araçlık konvoyumuzla Fethiye’ye doğru yola çıktık. Meşhur Sakar geçidinden inerken Gökova Körfezi manzarasında kısa bir fotoğraf molası verdik. Yine Fethiye’ye varmadan Katrancı Koyu manzarasında verdiğimiz kısa fotoğraf molası ekip için müthiş bir motivasyon oldu.

 

Keşif Muğla 2 gezimizin ikinci ve üçüncü günlerinin tamamı arazide olacağımızdan Fethiye’de ekipçe alışverişimizi yaptık. Bizi rehberlik edecek olan Bayram Yörük kardeşimizle buluştuk. Ve en keyifli parkurumuzu yapmak için Fethiye’den yola çıktık. Hedefimiz yörede Akdağlar olarak bilinen Batı Toroslar dağ silsilesini aşarak Antalya tarafına ulaşmak. Akşam saatlerinde Kaş’a bağlı Gömbe Beldesine olabilecek şekilde güzergahımızı belirledik.

 

Fethiye-Antalya karayolunda yaklaşık 30-40 km yol aldıktan sonra Saklıkent Kanyonu yakınlarında Kadıköy ve Bağlıağaç üzerinden Akdağlar’a doğru tırmanışa geçtik. Özellikle Fethiye’nin Karadere beldesinde yaşayan Yörüklerin yayla yoluna takip ederek zirvelere doğru ilerlemeye başladık. Bir süre sonra doğa yürüyüşü yapan insanlar için oluşturulan yön levhalarıyla belirtilmiş parkurda doğayla baş başa kaldık. Karlı dağların zirvesinden daha aşağılara taşınan doğal su kaynaklarından su içtik.

 

Kasım ayının son günlerinde Akdağlar’ın eteğinde kış aylarını daha sıcak yerlerde geçirmek için aşağılara göç eden Yörüklere rastladık. Çekimleri yaptığımız dönemde havaların mevsim normallerinin üzerinde olması nedeniyle dağdan daha yeni inmekte olan bir Yörük ailesine misafir olduk. Kıl çadırda yaşamlarını sürdüren hayvanlarını otlatan ailenin dağ başında yaptığı sıcak çay ikramı günün en güzel anlarıydı. Yörük ailesinin yeni doğan kuzularını sevdik ve onlarla bir süre sohbet ettik. Bir dokunduk bin ah işittik. Ülkedeki hayvancılık sektörüyle ilgili olarak söylenecek o kadar çok şey var ki; buna en güzel Akdağlar’ın eteğinde rastladığımız Yörük kardeşimiz dile getirdi.

 

Zamanın hızla ilerlediği günlerin çok kısaldığı bir dönemde programı çektiğimiz için fazla vakit kaybetmeden Yörük ailenin yanından ayrılıp yolumuza devam ettik. Yörede sıkça ziyaret edilen Cemaalanı Yaylası üzerinden Kuruova Yaylasına doğru yol almaya devam ettik. Araçlarımızla Akdağlar’ın en yükseklerine çıkmayı planladık. Yörüklerin yıllarca develeriyle göç yaptıkları güzergahta orman teşkilatı ve özel idare tarafından arazi araçlarıyla yol alınabilecek şekilde yol yapılmış. Bu yolları kullanarak Batı Toroslar’ın yöredeki adıyla Akdağlar’ın en zirvesine doğru yol alırken çok şaşırdığımız bir durumla karşılaştık.

 

 

Biz tam donanımlı arazi araçlarımızla dağlarda yol alırken yine bizim gibi maceracı ve doğasever 3 Alman turiste denk geldik. Endro motorlarıyla sabah Kaş tarafından yola çıkmışlar. Bizim ilerlediğimiz parkuru tersten yani Antalya-Muğla istikametinden yapmaya çalışıyorlar. Dağların zirvesi bu 3 maceracı Alman doğaseverle bir süre sohbet ettikten sonra yollarımıza devam ettik. Rehberimiz Yörük Bayram’ın ailesinin yaz aylarında gelip konakladıkları bölgeden daha yukarılara doğru araçlarımızla tırmanmaya devam ettik.

 

Güneşin bizlere veda etmeye hazırlandığı anlarda saat 16:00 sıralarında araçlarımızla çıkabileceğimiz en yüksek noktalara gelmiş olduk. 3 bin 100 rakımlı Akdağlar’ın 2 bin 600 metrelerine kadar araçlarımızla çıkabilmiştik. Bu noktada kısa bir fotoğraf molası verdikten sonra artık Antalya sınırlarında ilerleyişimizi sürdürdük. Gömbe tarafına yol almaya devam ettik. İkizgöller bölgesinden Gömbenin Yaylası olan Subaşı Yaylasına hava kararmadan ulaştık. Geçtiğimiz yıllarda çekilen ve Güneydoğu’da bir karakolda geçen hikayeyi konu alan “Nefes” filminin bazı sahneleri buralarda çekilmiş.

 

Sabah yola çıkarken akşam gün batmadan ulaşmayı hedeflediğimiz noktayı yine zamanında ulaşamadık. Gömbe’nin yukarısında yer alan Yeşil Göle hava kararmadan ulaşmayı planlamıştık ancak Yeşilgöl’e hava karardığında vardığımız için gölün yeşilliğini göremeden kısa bir fotoğraf çekiminin ardından geceyi geçireceğimiz Girdev Yaylasına doğru hareket ettik. Gömbe üzerinden Yeşilbarak Köyünden geçerek akşam karanlığında Girdev Yaylasına doğru yol aldık. Yolculuk sırasında önümüze çıkan bir tavşan ise kameralarımız için ilginç bir görüntü oluşturdu.

 

Girdev Yaylası Akdağlar’ın kuzey tarafında ve tam Muğla-Antalya sınırında bulunuyor. 1750 rakımlı Girdev Yaylasına biz daha önce Antalya çekimlerimiz sırasında uğramış, Elmalı tarafından ulaştığımız Girdev Yaylasında yine Girdev Kamp’ta İlhan Kurt abinin misafiri olmuştuk. Kendisi Fethiye’li ve Yörük olan İlhan abi Girev Yaylasında bizler gibi doğa sporlarıyla uğraşan insanlar için alternatif bir mütevazi konaklama tesisi oluşturmuş. Son yıllarda bu dağlara yolu düşen maceracı ve doğaseverlere ev sahipliği yapıyor. Girdev Yaylasına 3-4 yerden araçlarla ulaşılabiliyor. Seki-Temel Köyü tarafından, Elmalı-Yuva Köyü tarafından ve Gömbe-Yeşilbarak Köyü tarafından ulaşılan güzergahlar bizim geçtiğimiz ve herhangi bir zorluk yaşamadığımız yollar.

 

Girdev Kampta akşam yemeğimizi hep birlikte yedikten sonra soğuyan havanın ayazını soba başında gidermeye çalıştık. Ekipten bazılarımız erken yatmayı tercih ederlerken bazı arkadaşlarımız ise sıcak soba başında sohbet etmeyi tercih ettiler. İlerleyen saatlerde ise türkülerle coşan İlhan abimiz ekibimizden Mevlüt Usta ve rehberimiz Yörük bayramla birlikte bir Ege’den bir Karadeniz’den türküleri hep birlikte söylediler.

 

Keşif Muğla 2 gezimizin üçüncü günü için 28 Kasım Perşembe günü sabahı erkenden Girdev Yaylasında gözlerimizi açtık. Sabah kahvaltısını doğal ürünler ve tarhana eşliğinde yaptuktan sonra Girdev’den ayrıldık. Geldiğimiz yoldan geri akşam karanlığında göremediğimiz Yeşil Göle doğru yola çıktık. Yeşilbarak Köyü yaylasında doğal su kaynakları kenarından Gömbe’ye doğru yolculuğumuz devam etti. Köyde ölen bir kişinin cenazesi nedeniyle yol güzergahında bir süre insanlarla aynı hızda ilerlemek durumunda kaldık. Cenaze ortamında olmasına rağmen insanların ekibime olan pozitif ilgileri ve programımıza yönelik olumlu tepkileri bizlere tam bir doping etkisi oldu.

 

 

Gömbe üzerinden hızlıca bir gün önce karanlıkta ulaştığımız Yeşil Göle doğru yol adlık. Öğleye doğru vardığımız Yeşil Göl gerçekten gün ışığında görmeye değen bir doğa harikası. 1900 rakımlı dağların eteğinde oluşmuş küçük ve şirin bir krater gölü. Her yıl buraya binlerce insanın gelerek Yeşil Göle ve hemen yakınında bulunan Uçarsu Şelalesine ziyaret ettiklerini öğrendik. Öğle yemeğimizi gölün hemen kenarında doğayla iç içe yemenin keyfini yaşadık.

 

Yeşilgöl’de daha fazla zaman kaybetmeden gezimizin üçüncü günü için belirlediğimiz parkuru bitirebilmek için geç kalmadan yola çıktık. Gömbe ve Gömbe Barajı üzerinden Elmalı-Kaş karayoluna çıktık. Bir süre sonra Sütleğen ve Yuvacık Köyleri üzerinden tekrar  Muğla tarafına geçtik. Saklıkent Kanyonu üzerinden Çamlıköy ve Arsaköy lerinden geçerek tekrar bir gün önce geçtiğimiz Kadıköy bölgesine ulaştık.

 

Gezimizin üçüncü gününde Akdağlar’dan indikten sonra Babadağ üzerinden Fethiye’ye ulaşmayı planlamıştık. Alında iki alternatifli yol belirlemiştik. Zaman yetmediğinden son iki günde yaşadığımız zaman sıkıntısını yaşamamak için bir uzun birde kısa parkur belirledik. Uzun parkurumuz Minare Köyü tarafından Pinara Antik Kenti üzerinden tarihi Likya Yolu boyunca devam edip Karaağaç Köyü tarafından Kabak Koyu üzerinden Faralya Köyü içinden Kelebekler Vadisine kuş bakışı görüp güneşi Ölüdeniz’de batırmayı planlamıştık.

 

Ancak Pinara antik kentine geldiğimizde saatlerimiz 16:00 sularını gösteriyordu. Buda havanın kararmasına bir yada bir buçuk saatlik zamanımızın kaldığını söylüyordu. Hal böyle olunca parkuru kısalttık. Pinara antik kenti üzerinden direk Babadağı’na doğru tırmanıp güneşi Babadağ zirveden batırma alternatifini devreye soktuk. Babadağ eteklerinde birkaç dağ evinden oluşan ve hayvancılıkla uğraşan insanların yaşadığı yerlerden geçerek zirveye doğru yol aldık. Önümüze orman kesim işiyle uğraşan işçiler denk geldi. Onlarla ayaküstü kısa sohbet derken biz yine istediğimiz zamanda istediğimiz yerde olamadık.

 

Babadağ eteklerinde muhteşem sis hareketlerini ve muhteşem gün batımı manzarasını zirveye ulaşamadan yaşamak durumunda kaldık.  Ekipten herkese adeta büyüleyen bu manzaranın tadını çıkardık. Hava kararmasıyla birlikte Babadağ zirvesine güneybatı istikametinden çıkarak geceyi geçireceğimiz Fethiye merkeze doğru inişe geçtik. Fethiye merkezde akşam yemeğimizi balık halinde yedik. Balıkları tezgahtan kendimiz seçerek sipariş verdik ve deniz ürünleri ağırlıklı menümüz herkesçe beğenildi.

 

Keşif Muğla 2 gezimizin dördüncü günü Fethiye’den başladı. Sahilde güzel bir havada yapılan kahvaltıdan sonra ilk durak noktamız olan Katrancı Koyuna doğru hareket ettik. Yeşil ve mavinin iç içe olduğu yaz aylarında çadır ve karavan kamping turizmine hizmet veren Katrancı Koyu muhteşemdi. Kış aylarında olmamıza rağmen manzara herkesi mest etti.

 

Gezimizin dördüncü günü için belirlenen parkurda Sandras Dağı ve Kartal Gölü bulunuyordu. Daha önce Keşif Muğla gezimizde Kartal Gölüne yollardaki heyelan nedeniyle ulaşamamıştık, bu sefer mutlaka Kartal Gölüne ulaşmayı planlıyorduk. Muğla’ya gelişimizde arızalanan ve tamiri için Aydın’da bıraktığımız ekibimizden Neco Pektaş’ın aracı bu süre içinde yapılmış ve Muğla’daki arkadaşımız Cenk Emginoğlu’na ulaştırılmıştı. Cenk arabayla birlikte bizi Köyceğiz Ağla yaylası yol ayrımında bekliyordu.

 

Gezimizi artık 4 araçlık konvoyumuzla birlikte devam ediyorduk. Ağla Yaylasına doğru tırmanmaya başladığımızda arkamızda muhteşem Köyceğiz ve Gölü manzarası tüm güzelliğiyle ortaya çıkıyordu. Sandras dağına doğru yol alırken sahil kesiminde etkili olan ılıman havanı yerine soğuk ve dondurucu hava etkisini gösteriyor. Ulaşmayı hedeflediğimiz Kartal Gölüne yine yol sıkıntısı yüzünden ulaşamayacağımızı öğreniyoruz. Aslında olu uzatarak Denizli tarafından ulaşabileceğimizi öğrendik ancak bu bizim işimize gelmiyordu çünkü göle ulaştığımızda hava yine kararmış olacaktı. Bizde bu yüzden yol üzerinde bulunan ve daha önce uğradığımız yapay bir göl olan Gökçeova Gölünde mola verip daha sonra dönüşe geçmeyi karar verdik. Gökçeova Gölü kenarındaki molamızda biraz soğuk bir ortamda öğle yemeği olayını da hallettik. Daha sonra Muğla’ya doğru yola çıktık. Muğla’da arkadaşımız Cenk Emginoğlu ve ağabeyi Ali Emginoğlu’nun Karabağlar yaylasında misafiri olduk. Akşam yemeğini heb birlikte yayla evinde yedik.

 

Keşif Muğla 2 gezimizin son günü için 30 Kasım Cumartesi günü Muğla ve yakın civarı için bir program belirledik. Sabah kahvaltımızı Akyaka Azmak kenarında yaptık. Daha sonra Şadi ustanın kaptanlığında ekip olarak azmak turu yaptık. Azmakta hem kahvaltı hem de tekne turu muhteşemdi. Akyaka sahilinde bir süre yürüyüş yaptıktan sonra Muğla Havacılık Kulübü sporcularının Sakartepe zirvesinden Gökova manzaralı yamaç paraşütü uçuşlarını görüntülemek için Sakartepe’ye çıktık. Çekim ekibimizden Emre kardeşimiz ilk kez uçacağı yamaç paraşütünü Gökova manzaralı yapmış oldu.

 

Gökova ve Akyaka çekimlerimizin ardından yine Gökova Körfzinde bulunan Akbük Koyuna doğru yola çıktık. Akbük Koyunda kısa bir fotoğraf molasının ardından Muğla’da son günümüzün anısına hazırlanan yemeğe katılmak için Mahir Restoranta doğru hareket ettik. Büryan adı verilen ve bütün oğlağı tandır kuyusunda pişirerek yapılan yemeği tüm ekip arkadaşlarımız ve misafirler keyifle yedi. 5 gün süren Keşif Muğla 2 gezimiz ve program çekimlerimiz 30 Kasım günü sona erdi ve 1 Aralık Pazar günü İstanbul’a dönüşe geçtik ve akşam saatlerinde hepimiz sağ salim evlerimizde olduk.

 

                                                                      

Okan TOZUN-İzci Team Muğla İzlenimleri

 

 

 

20.11.2013